Bayram gelirken geçmeyen şeyler...
Kimse canının sıkılıp ağzının tadı kaçsın istemiyor. En azından bayram boyunca yaşamak istiyor bu duyguyu. Dünya birkaç günlüğüne de olsa sakinleşsin diliyor. Küs olan barışsın gizli açık diş bileyen sinirlerine hakim olsun arzusu taşıyor. Çocuk, genç, yetişkin, yaşlı birbirine yaklaşsın. Günlük hayatın katı sınırları gevşesin. Aç gözetilsin. Yetim unutulmasın. Yaşlılar fazlalık muamelesi görmesin. Azın çoğun dengesi değişsin. Merhamet köpürsün. Kucaklar birbirine sonuna dek açılsın. Mevsimin, bulutun, güneşin huyu değişsin diye umuyor. Bayram adeta hayalden kanatlanıp gelen bir mümkünlükler şehrayini olsun derdini taşıyor. Hakkı yok mu buna insanın? O bütün bunlara layık bir varlık değil mi? Dilese, istese imkansız mı hepsi? Bir vazgeçiş, bir ben ben değil, sen sen ve siz iklimi sayılan bayrama, bir su dalgasının güzelliğiyle geçmek mümkün değil mi?
İnsan döner dolanır çocukluğuna çıkar. Orada köklenir. Yumaklanır. Büzülür. Açılır. Yeşerir. Kısılır. Varlığın bütün çoklu halleri orada yuvalanır. O yüzden bir toplum gerçekten bayramı idrak etmek onu dünyadaki varlığının bir şevki yapmak arzusundaysa vazgeçeneyeceği yegane şey budur. Çocuklara, en çok da onlara bu atmosferi yaşatmak gerek. Gidip gelmek,bir evde bir bayram sofrasında buluşmak, tek, bencil, çıkarcı, çaresiz, kendi başımıza değil ilkin sevdiklerimiz sonra toplumla bütün olduğumuzu, dilersek göz ışığından lokmaya, sevgi sözünden maddi yardıma hemen her güzelliği mümkün kılacağımızı göstermek gerekiyor. Son yetmiş beş yıldır bunca vandal bunca kötü bunca kötücül ve insanlık dışı kentleşmeye rağmen inatla yapmak gerekiyor bu hamleleri. İki üç nesil çocuklar bayramı yaşamazsa unutun gitsin her şeyi. Ne gözyaşının ne merhametin ne fedakarlığın ne de toplumsallığın hükmü kalır. Hafıza kuluçkası olmaz ortak şuurun onsuz.
Bayramı fırsat bilip çoğu kişi kendine çekilmek, dinlenmek, bir başına kalmak istiyor. Oysa Ramazan boyunca bu bir fırsattı ve dileyen çekilme hakkını her vesileyle kullandı. Oruç bir büyük bedensel ve ruhsal geçiş fırsatı olarak alemler arasında gidip geldi. Beden kendisini tarttı. Alışılmışın dışına çıktı. Çokça süzüldü. Yavaşladı. Ayrıntıların, kokuların, renklerin, seslerin farkına vardı. Bedenin sadece maddi bir şey değil bir duyarlı saz misali rüzgarın suyun geçişini duyduğunu, bedenle bilmenin, düşünmek ve bilmek yönünden fırsatlar içerdiğini fark etti. Yaş aldıkça güçten, kuvvetten düşen bedenin oruçla geri dönüş mitlerini hatırladığını kim inkar edebilir. Bedenin her uzvunun hafızası olduğu hatırlandığında açlığın getirdiği bilme saçaklanışı az şey değil. Zaten böylece insan kendinden ötekine, çevreye, topluma çıkabiliyor daha sağlıklıca.
Artık kapalı bir dünyada yaşamıyoruz ve biz göz yumup kulak kapatsak bile dünyanın her yerinde olup biten önümüze geliyor. Bir kainat şuuruyla yaşamadıkça da görülüp duyulanlar etkilemiyor insanı. Her tür ideolojik, dini, sınıfsal, sosyolojik ve ötesi bileşenlerin ötesinde düşündüğümüzde, bayram bize yalnızlıktan çıkıp insanlığa açılışımızın anahtarını getiriyor. Bayramı aynı inanca ve değerlere sahip insanlar kutlasa bile aslında özünde bütün alemin temsili saklı bulunuyor. Biliyor ve unutmuyoruz Gazze’de terörist İsrail’in hala yapmayı sürdürdükleri yenilir yutulur cinsten değil. Aşağımız yukarımız şavaş denilen kötülük duvarında titreyip duruyor hâla. Kadınlar çaresiz, çocuklar sütsüz ve babasız kalıyorlar. Son üç yüz yıldır onca bedelle kazanılan kültürel, düşünsel değerler başta demokrasi gibi paydaş ilerlemeler de alaşağı edilmenin eşiğinde duruyor.
Kimsenin canının sıkılıp ağzının tadının kaçması istenmez. Bayramın gelişi bize unutmayı değil hatırlamayı, biriktirmeyi değil dağıtmayı, ayrılığı değil kavuşmayı telkin ederken önce kendi içimizdeki parçalanışları birleştirmek, hep hep hep ben sadece ve sonsuza dek ben haklıyım patolojisini terk etmek gerekiyor. Zor zamanlar burun direğimizi sızlattığında bir toplum olduğumuzu ve birbirimize sanılandan daha çok ihtiyaç duyduğumuzu fark ederiz. Bayram bize ne kadar farklı değil benzeş ve bir olduğumuzu göstermiyorsa orada bir sorun yok mudur? İnsana kalsa, ona bırakılsa her bahar kendisini yenileyip onaran tabiat gibi başaracak barışını. Güç ve iktidar ve menfaat sahipleri en azından bayramda beri kalsalar, ya da bayram o zarif hamlesiyle onların omuzuna dokunarak yerini gösterse? Az şey mi? Çok şey kazanıp gönülden gönüle akıp durmaz mıyız?
İlk yayın yeri: Karar gazetesi
FACEBOOK YORUMLAR